Hatay Fen Lisesi’nden Gurur Veren Başarı!

İl genelinde düzenlenen “Daima Atatürk’ün İzinde” adlı kompozisyon yarışmasında, Hatay Fen Lisesi öğrencimiz Çiçek Kutlu, “Köklerden Göğe” adlı etkileyici kompozisyonuyla il ikincisi olarak büyük bir başarıya imza attı.

Hatay Fen Lisesi olarak öğrencimizin bu anlamlı başarısıyla gurur duyuyor; kendisini yürekten tebrik ediyor, emeği geçen öğretmenlerimize teşekkür ediyoruz.

Öğrencimiz Çiçek Kutlunun Köklerden Göğe" adlı Kompozisyonu.

                                                                 KÖKLERDEN GÖĞE

Toprağa düşen her damla kan, bir gün özgürlük çiçeği açtı bu ülkede. O çiçeğin adıydı Atatürk. Güneşin bile donduğu, umudun yerle bir olduğu bir çağda; bir yürek çıktı, annelerin feryadını, babaların duasını, çocukların gözyaşlarını toplayarak meydan okudu düşmana. Adını sadece altın taşa değil, bu asil milletin damarlarına kazıdı. İşte o zaman, Çanakkale’de

“ Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum.” Dediğinde, bu milletin kalbine ölümsüzlük kazıdı. Erzurum’da, Sivas’ta, Anadolu’nun her karışında “ Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Cümlesini söylediğinde, zincire vurulmuş halkına özgürlük tohumlarını saçıyordu. Ve cumhuriyeti ilan ettiğinde, bize hayatı yeniden bağışlamıştı aslında.

“ Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz.” İşte ben o sözün muhattabıyım. Tıpkı diğer milyonlarca genç gibi, henüz bu toprakların büyüklüğünü kavramaya çalışan bir öğrenciyim. Sınıftaki sıradan bir genç olarak görülebilirim. Ama damarlarımda dolaşan kan sıradan değildir. Çünkü o kan, Sakarya’da siper olmuş askerin kanıyla aynıdır. Çünkü o kan, Ata’mın bana bıraktığı en büyük emanettir. Nasıl sıradan olabilir ki? Her sabah güneşinde okul yolunda yürürken hissediyorum onun bu emanetini. Gösterdiği izi… Bir nefes kadar yakındı bana, “ Yürü!” diyordu. “Türk çocuğu! Geldiğin bu yolu, bastığın bu toprağın altında yatanı unutma.” Çanakkale’nin şehit kanıyla ıslanmış taşlarından gelen, Maraş’ın, Urfa’nın, Konya’nın, Ankara’nın rüzgarından kopup gelen bir sesti bu, Atatürk’ün sesiydi. Eğer o ses olmasaydı ben kim olacaktım? Hangi dili konuşacak, hangi bayrağın gölgesinde yürüyüp o bayrağa boynum tutulana dek bakacaktım? Belki de ismim bile farklı olacaktı. Oysa şimdi, nefes aldığım her an onun mirasını üzerimde taşıyorum. Ben Türk’üm, çünkü o bana Türk olmanın onurunu armağan etti.

Her sabah yürüdüğüm yolda yaşlı bir ağaç görüyordum. Kökleri toprağı sarıyordu, dalları gökyüzüne değiyordu. Her fırtınada eğilmiş ama hiç kırılmamış bir ağaç. Kim bilir kaç kış görmüş, ne yıldırımlar düşmüştü gövdesine. Ama hala ayakta. “İşte!” dedim, “ İşte biz buyuz, bu ağacın çocuklarıyız.” Benim takip ettiğim iz yerde değil ondaydı. Ve anladım ki: Ata’mın izinde yürümek ayak izlerini takip etmek değildi. Onun izinden yürümek demek; herkesin adaletsizliğe baktığı anda başını adalete çevirebilme cesaretiydi, yanlışların ortasında doğruda kalabilmekti. Her düşüşte yeniden ayağa kalkabilmek, her karanlıkta bir ışık yakabilmekti. Bunların hepsi o ağacın yıkılmamasının sebebiydi. Ayrıca bu ağacın köklerini görebilmek için toprağın altına bakmak gerekmiyordu. Bir çocuğun umutla parlayan gözlerinde o derinliği görebiliyorduk. Bir annenin şefkatli ellerinde, bir öğretmenin güçlü sesinde, bir gencin aydınlık yarınlar yazan kaleminde… Hepsi bir iz taşıyordu ondan kalan. Anlatılan her hikayede, hasretle izlenen her fotoğrafta onun gözlerinin içinde bir umut, bir kararlılık ve bir sevgi vardı. Ben daha doğmadan önce, o gözler koca bir millete yeniden hayat vermişti. Öyle bir yıldızdı ki bu hep diğerlerinden farklı parlamıştı. Belki sabahları gökyüzünü biraz daha mavi, Ankara’yı biraz daha deniz yapan şey o yıldızdı.

Ben büyüyeceğim, mesleğim olacak, hayatım şekillenecek. Ama bir şeyi asla unutmayacağım: Ne yaparsam yapayım, Atatürk’ün izinde olacağım. Eğer öğretmen olursam, sınıfta ışık olacağım. Eğer doktor olursam, Anadolu köylerinde can kurtaracağım. Eğer asker olursam hudutta dimdik duracağım yazar olursam, kalemimle bağımsızlığı savunacağım. Sonra bir gün ben de göçüp gideceğim bu dünyadan. Ardımda bırakmak istediğim tek şey şu olacak: “O Ata’sının izinden yürüdü… Milletin damarına işlenmiş en asil izin ardından.”

Ve şimdi, hepimiz o koca ağacın altında oturuyoruz. Bir zamanlar küçük bir filiz olan bu koca ağacın. Rüzgarların yönünü bilen, göğün dilini duyan birinin elleriyle toprağa emanet edilmişti. Ne fırtınalar gördü, ne kurak mevsimler… Ama kökleri hep ışığa inandı. Çünkü birileri, bir zamanlar göğe uzanmanın dallarla değil inançla da mümkün olduğunu öğretmişti bize. Her yaprağında bir umut saklı şimdi, her gölgesinde bir çocuk kahkahası. O filiz büyüdükçe bizde büyüdük. Kökleri derinlere uzandıkça geçmişi, dalları göğe uzandıkça geleceği kucakladı  bu ağaç. Şimdi rüzgar yine aynı yönden esiyor, bir yaprak daha düşüyor torağa; her düşen yaprak, yerini bir yenisine bırakıyor. Ve ben bir yaprak olarak sadece şunu söylemek istiyorum: Biz burdayız Paşam… Köklerine tutunuyoruz, gövdene yaslanıyoruz. Senin baktığın yere, geleceğe, bize, henüz doğmamış milyonlarca gence bakıyoruz. Göğe doğru büyüyoruz.

Sen burdasın Ata’m.

Haberin devamını okumak için buraya tıklayınız.

Hatay Antakya Hatay Fen Lisesi

Yorumlar (0)
Resimsiz
Yorumunuz en az 10 karakter olmalıdır.(0)