Faruk Nafız Çamlıbel Han Duvarları Sözlük Çalışması

Faruk Nafız ÇAMLIBEL Han Duvarları Sözlük Çalışması.

 

Dilimizin Zenginliği

-Pakize kokulu çevrimiçi sözlüğü

Adak :  Adanılan şey; nezir

 * Örnek: Sınavı kazanırsa kurban keseceğine adak adadı.

Adem : Yokluk

 * Örnek: O devirde şehirde bilginin ademi, cahilliğin yayılmasına yol açtı.

Ağartmak : beyazlaştırmak

 * Örnek: Çamaşırları iyice temizleyip bembeyaz ağartmak için özel deterjan kullandı.

Ağartmak : Kuyumculukta gümüşü temizlemek

 * Örnek: Kuyumcu, kararan gümüş takıları parlatmak için kimyasallarla ağartmak işlemini yaptı.

Akis : evirme

 * Örnek: Işığın prizmadan geçerek akis etmesi fizik dersinde incelendi.

Akis : evirtim

 * Örnek: Sesin dalgalar halinde yayılması, bir akis olayıdır.

Akis : yankı

 * Örnek: Dağlarda atılan bir çığlık, hemen etraftan güçlü bir akis buldu.

Akis : yansı

 * Örnek: Gölün durgun yüzeyinde ağaçların net akisi görünüyordu.

Alaca : isim birkaç rengin karışımından oluşan renk

 * Örnek: Pazar yerinde rengarenk, alaca meyve ve sebzeler tezgahlara dizilmişti.

Araz : felsefe: ilinek

 * Örnek: Maddenin özü değişmezken, rengi ve kokusu gibi arazları değişkenlik gösterebilir.

Araz : tıp: belirti

 * Örnek: Hastalığın teşhisi için doktor, görülen tüm arazları dikkatle not etti.

Aşmak : -den Yüksek, uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek

 * Örnek: Zorlu bir tırmanıştan sonra dağın zirvesini aşmak büyük bir başarıydı.

Aşmak : -e Erkek hayvan dişiyle çiftleşmek

 * Örnek: Çiftlikte koç, koyunu aşmak için çitlerden atladı.

Aşmak : -i geçmek

 * Örnek: Aracın hızı, belirlenen yasal sınırı aştı ve ceza yazıldı.

Aşmak : -i Süre bitmek, sona ermek

 * Örnek: Tanınan üç günlük süre doldu, artık beklememiz gereken bir şey kalmadı, süre aştı.

Aşmak : nesnesiz, argo Görünmeden kaçmak

 * Örnek: Kalabalığın arasından sessizce sıyrılıp, kimseye görünmeden aşmak istedi.

Aygın baygın : Kendinden geçercesine âşık, vurgun olan, bitkin

 * Örnek: Onu görünce genç kız, aygın baygın bir hâlde etrafa bakındı.

B

Bağ : 1. Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne; bent, rabıt (I), rabıta

 * Örnek: Eski ayakkabının kopan bağını bulmaya çalışıyordu.

Bağ : 2. Sargı bezi

 * Örnek: Yarasına temiz bir bağ sardıktan sonra doktora gitti.

Bağ : 3. Demet

 * Örnek: Pazardan kocaman bir bağ maydanoz alıp eve getirdi.

Bağ : 4. İlişki

 * Örnek: Aile üyeleri arasındaki güçlü bağ hiçbir zaman kopmadı.

Bağ : 5. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti

 * Örnek: Doktor, dizindeki lif bağlarının zarar gördüğünü söyledi.

Bağ : 6. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm

 * Örnek: Denizci, gemiyi iskeleye sabitlemek için halata ustaca bir bağ attı.

Bağ : 7. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret

 * Örnek: Müzisyen, eserdeki notaları bağ işaretiyle birbirine bağlayarak akıcı çaldı.

Bağ : 8. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası; çubukluk

 * Örnek: Köyün hemen girişindeki geniş bağda harman zamanı başlamıştı.

Bağ : 9. Meyve bahçesi

 * Örnek: Kışlık meyveleri toplamak için şehir dışındaki bağlarına gittiler.

Bağdaş : Sağ ayağı sol uyluğun, sol ayağı sağ uyluğun altına alarak oturma biçimi

 * Örnek: Halının üzerine oturup ellerini dizlerine koyarak bağdaş kurdu.

Bağır : 1. göğüs

 * Örnek: Derin bir nefes alıp, ellerini acıyan bağrına bastırdı.

Bağır : 2. ok yayın orta bölümü

 * Örnek: Usta okçu, yayın bağrını gererek hedefe nişan aldı.

Bağır : 3. dağın orta bölümü

 * Örnek: Kamp için dağın bağrında, rüzgardan korunaklı bir yer buldular.

Bağır : 4. ciğer bağırsak vb. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı; ahşa

 * Örnek: Hekim, hastanın bağırlarındaki rahatsızlığı gidermek için ilaç yazdı.

Bağır : 5. Bir şeyin ortası, orta yeri

 * Örnek: Tarlanın bağrında, tek başına duran yaşlı bir çınar ağacı vardı.

Bağır : 6. sine

 * Örnek: Dertlerini ve sırlarını sadece bağrına saklayıp kimseye anlatmadı.

Baht : 1. yazgı

 * Örnek: Herkes kendi bahtını yaşar, kaderden kaçılmaz derler.

Baht : 2. Rastlantıları düzenleyerek insanların iyi veya kötü yaşam sürmelerine neden olduğuna inanılan gizli güç; felek, talih

 * Örnek: Bu talihsiz olaylar zinciri, sanki benim kötü bahtımın bir eseriydi.

Baht : 3. şans

 * Örnek: Piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmak için ona iyi baht diledik.

Baş başa : Başkaları olmadan birbirleriyle yalnız olmak

 * Örnek: Önemli meseleleri görüşmek için odada baş başa kaldılar.

Belde : 1. kasaba

 * Örnek: Küçük ve şirin beldede herkes birbirini tanırdı.

Belde : 2. mecaz Bir şeyin yaşandığı veya yaşatıldığı yer

 * Örnek: Sanat ve kültürün bu beldede yeniden hayat bulduğunu gördük.

Beniz : Yüz

 * Örnek: Gelen kötü haberle birlikte, adamın benzi bembeyaz kesildi.

Ç

Çalı : Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki

 * Örnek: Yürüyüş yolunun kenarında dikenli çalılar uzanıyordu.

Çıngırak : 1. İsim Küçük çan

 * Örnek: Kapının üzerinde asılı duran çıngırak, rüzgar esince hafifçe sallanıyordu.

Çıngırak : 2. İsim İçindeki tanelerin hareketiyle ses çıkaran metal nesne; çıngırdak

 * Örnek: Çobanın koyunlarının boynunda küçük çıngıraklar vardı.

Çıngırak : 3. İsim İçindeki tanelerin hareketiyle ses çıkaran, saplı, metal çocuk oyuncağı

 * Örnek: Bebek, elindeki rengarenk çıngırakla oynamaktan çok keyif aldı.

Çıkmaz : 1. İsim Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak

 * Örnek: Evleri, dar ve karanlık bir çıkmaz sokağın sonunda bulunuyordu.

Çıkmaz : 2. sıfat, mecaz Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan

 * Örnek: Ekonomi, bu çıkmaz durumdan nasıl kurtulacak, kimse bilemiyordu.

Çıtırdamak : Çıtır çıtır ses çıkarmak

 * Örnek: Şöminedeki odunlar yavaş yavaş yanarken hoş bir şekilde çıtırdamaktaydı.

D

Der-(mek) : Bir araya getirmek, toplamak

 * Örnek: Çiftçi, gün batmadan bütün ürünleri ambarda derip bir araya getirdi.

Derebeyi : Topraklarını derebeylik düzenine göre yöneten kimse; kont

 * Örnek: Orta Çağ'da bu bölgenin yönetimini elinde bulunduran güçlü bir derebeyi vardı.

Deva : çare

 * Örnek: Hastalığına bir türlü deva bulamayınca morali çok bozuldu.

Dört bucak : Her taraf, her yer

 * Örnek: Elimde saz, dört bucağı gezerek halka türkülerimi söyledim.

Düzlük : Alan

 * Örnek: Futbol sahası için geniş ve çim kaplı bir düzlük seçilmişti.

E

Emel : Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek

 * Örnek: En büyük emeli, bir gün kendi kitabını yayımlamak ve okurlarla buluşmaktı.

Etek : 1. Bedenin belden aşağısına giyilen, değişik biçimlerde, genellikle kadın giysisi; eteklik

 * Örnek: Yazlık bir gömleğin altına rengarenk, uçuş uçuş bir etek giydi.

Etek : 2. Giysinin belden aşağıda kalan bölümü

 * Örnek: Uzun ceketinin etekleri, rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu.

Etek : 3. Giysinin alt kenarı

 * Örnek: Yere sürtünmesin diye elbisesinin eteğini biraz kısalttı.

Etek : 4. Çadır, kanepe örtüsü gibi kumaştan olan şeylerin yere sarkan bölümü

 * Örnek: Çadırın eteklerini iyice yere sabitleyerek rüzgara karşı önlem aldılar.

Etek : 5. Dağ, tepe, yığın vb. yamaçlı şeylerin alt bölümü

 * Örnek: Kamp alanını, dağın eteklerinde, rüzgardan korunaklı bir yere kurdular.

Etek : 6. Yağmur sularının, çatının bazı yerlerinden içeri sızmasını önlemek için yapılan saç örtü

 * Örnek: Çatıdaki demir eteğin paslandığını görünce tamir edilmesi gerektiğini anladı.

Etek : 7. edep yeri

 * Örnek: Bu anlam, özel ve mahrem bir bölgeyi işaret ettiği için örnek cümle verilmemiştir.

Evliya : Ermiş

 * Örnek: Anadolu'nun dört bir yanında  sayısız evliya olduğuna inanılır.

F

Fani : 1. Sıfat : ölümlü

 * Örnek: Dünya hayatı fani, asıl olan öteki dünyadır.

Fani : 2. isim, mecaz : insan

 * Örnek: Bu dünyadaki her fani, bir gün toprakla buluşacaktır.

Fecr : Şafak sökmesi, gün ağarması.

 * Örnek:Taa fecre dek senin gelmeni bekledim.

Fırtına : 1. isim, meteoroloji: Rüzgar çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve kuvveti 8 ile gösterilen, genellikle yağmur getiren güçlü rüzgâr

 * Örnek: Meteoroloji, bölgede öğleden sonra şiddetli bir fırtına beklendiğini duyurdu.

Fırtına : 2. isim: Bu rüzgârın denizde veya kum çöllerinde yarattığı dalgalanma

 * Örnek: Denizdeki fırtına, balıkçı teknelerini limana dönmeye zorladı.

Fırtına : 3. isim, mecaz: Güç atlatılan kötü durum

 * Örnek: Ülke, yıllarca süren ekonomik fırtınanın etkilerini hala hissediyordu.

Fırtına : 4. isim, mecaz: Karşıt düşünce veya durumların yarattığı karışıklık, sıkıntı

 * Örnek: Şirketin yönetim kurulunda çıkan fırtına, herkesi şaşkına çevirdi.

G

Garip : 1. Kimsesiz, zavallı olan

 * Örnek: Köşede oturan o yaşlı ve garip adama herkes acıyarak baktı.

Garip : 2. Yabancı, gurbette yaşayan; elgin

 * Örnek: Uzak diyarlardan gelen bu garip yolcu, köyde misafir edildi.

Garip : 3. acayip

 * Örnek: Dün gece gökyüzünde çok garip ve tanımlanamayan bir ışık görmüşler.

Garip : 4. Şaşılacak bir şey karşısında söylenen söz

 * Örnek: "Bu nasıl olur? Garip!" diye mırıldanarak duyduğuna inanamadı.

Garip : 5. Dokunaklı, hüzün veren

 * Örnek: Kemancının çaldığı melodi, insanın içini burkan garip bir hüzün taşıyordu.

Geçit : 1. isim: Geçmeye yarayan yer, geçecek yer

 * Örnek: Dağın yamacından şehre ulaşmak için dar bir geçit kullanmaları gerekiyordu.

Geçit : 2. isim: Coğrafya İki dağ arasında dar ve uzun yol; argıt, derbent

 * Örnek: Tarih boyunca ordular, bu stratejik dağ geçidini ele geçirmeye çalışmışlardır.

Gitgide : Zarf gittikçe

 * Örnek: Çalışmalarının artmasıyla birlikte, sınav stresi gitgide büyüyordu.

Gönül : 1. Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. duyguların kaynağı; içeri, yürek, dil (II), kalp

 * Örnek: Bütün iyi niyetler ve güzel dilekler onun gönlünden geliyordu.

Gönül : 2. İstek

 * Örnek: Yemek konusunda o an ne gönlü çekerse onu yapmaya karar verdi.

Gönül : 3. Sine

 * Örnek: Dertlerini ve sırlarını sadece gönlüne saklayıp kimseye anlatmadı.

Gurbet : Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer

 * Örnek: Yıllarını gurbet elde çalışarak geçirmişti, sıla özlemi hep içindeydi.

H

Hal : 1. çözme çözülme

 * Örnek: Matematik problemini tek başına halletmek için saatlerce uğraştı.

Hal : 2. çözüm

 * Örnek: Karşılaşılan sorunun bir an önce hali için acil toplanma kararı alındı.

Hal : 3. eritme

 * Örnek: Kimyager, katı maddeyi ısıtarak sıvı hale getirme işlemini başlattı.

Hal : 4. Karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma

 * Örnek: Aile arasındaki karmaşık miras sorununu nihayet hallederek sonuca vardılar.

Han : Doğu

 * Örnek: Han'dan gelen tüccarlar, ipek ve baharat getirmişti.

Hancı : Han işleten kimse

 * Örnek: Yorgun yolcular, hancının hazırladığı sıcak yemeği yediler.

Hat : 1. İsim : çizgi

 * Örnek: Kağıdın üzerine düzgün bir hat çekmek için cetvel kullandı.

Hat : 2. İsim : yazı (I)

 * Örnek: Divan şairlerinin el yazmaları, okunması zor, süslü bir hat ile yazılmıştı.

Hat : 3. İsim Ulaşım sağlayan bir taşıtın uğradığı yerlerin bütünü

 * Örnek: Otobüs, şehrin ana caddeleri üzerinde belirlenen bu hatta çalışıyordu.

Hat : 4. İsim Elektrik akımı taşıyan tel veya kablo sistemi

 * Örnek: Fırtına nedeniyle yüksek gerilim hatlarında arıza meydana geldi.

Hat : 5. İsim : kanal

 * Örnek: İki ülke arasında diplomatik bir hat oluşturularak görüşmeler başlatıldı.

Hat : 6. İsim Savunma veya saldırma amacıyla bir araya getirilmiş asker dizisi

 * Örnek: Düşman kuvvetleri, ön hattaki savunmayı geçmekte zorlanıyordu.

Hat : 7. İsim Arap alfabesiyle güzel yazı yazma sanatı ve bu biçimde yazılmış yazı

 * Örnek: Cami duvarlarını süsleyen eşsiz hat sanatı örnekleri hayranlık uyandırıyordu.

Hat : 8. İsim Yüzü biçimlendiren çizgi veya kırışıklık

 * Örnek: Yılların yorgunluğu, annesinin yüzüne derin hatlar olarak işlemişti.

Hat : 9. İsim : biçim (II)

 * Örnek: Yeni mobilyanın modern ve sade hatları, salona ayrı bir hava katmıştı.

Hayal : 1. Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey

 * Örnek: Yoksulluktan kurtulup zengin olma hayaliyle yaşayıp gidiyordu.

Hayal : 2. Belli belirsiz görülen şey; gölge

 * Örnek: Uzaktan gelen sisin içinde bir insan hayali belirir gibi oldu.

Hayal : 3. görüntü

 * Örnek: Suyun hayali, gerçeğinden daha güzel ve net görünüyordu.

Hayal : 4. imge

 * Örnek: Şair, şiirlerinde kullandığı güçlü hayallerle okuyucuyu derinden etkiledi.

Hayal : 5. görüntü

 * Örnek: İnsanın aynadaki hayali, yaşlılığın izlerini taşıyordu.

Haydut : Silahlı soygun yapan, yol kesen kimse; harami, şaki

 * Örnek: Dağları mesken tutan haydutlar, ticaret kervanlarını tehdit ediyordu.

Hazin : hüzünlü

 * Örnek: Yaşlı adamın gözlerindeki hazin ifade, herkesi derinden etkilemişti.

Hisar : Bir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı ve kuleli, çevresinde hendekler bulunan küçük kale

 * Örnek: Askerler, eski hisarın yüksek kulelerinden şehri gözetliyorlardı.

Hisar : Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam

 * Örnek: Konserde, usta sanatçı Hisar makamından bir eser icra etti.

Hisar : Klasik Türk müziğinde re diyez notası

 * Örnek: Bestekar, notaları yazarken eserine bir Hisar eklemesi yaptı.

Hudut : 1. sınır

 * Örnek: İki ülke arasındaki hudut, sıkı güvenlik önlemleriyle korunuyordu.

Hudut : 2. Bir şeyin varabildiği en son nokta

 * Örnek: Bilim insanları, insan bilgisinin hudutlarını zorlayan araştırmalar yapıyordu.

Höyük : 1. isim Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe

 * Örnek: Arkeologlar, bu höyükte binlerce yıllık uygarlığa ait kalıntılar buldu.

Höyük : 2. isim Toprak yığını, küçük tepe

 * Örnek: Tarlanın kenarındaki küçük höyük, köylüler tarafından dinlenme yeri olarak kullanılırdı.

Hüzün : Gönül üzgünlüğü; melankoli

 * Örnek: Yaşlı adamın gözlerinde, yılların getirdiği derin bir hüzün vardı.

I

Islık : Dudakların büzülmesiyle veya parmağın dil üzerine getirilmesiyle çıkarılan ince ve tiz ses

 * Örnek: Çoban, koyunları bir araya toplamak için keskin bir ıslık çaldı.

İs : 1. İsim Dumanın değdiği yerde bıraktığı kara leke

 * Örnek: Şöminenin etrafındaki duvarda, dumanın bıraktığı kalın bir is tabakası oluşmuştu.

İs : 2. isim Yakıtın tam yanmamasından oluşan, dumanla yükselen kömürleşmiş tanecikler

 * Örnek: Sobanın tam yanmaması nedeniyle havaya yoğun bir is kokusu yayıldı.

İs : 3. İsim sürme

 * Örnek: Kadın, gözlerine siyah is çekerek daha etkileyici bakışlara sahip oldu.

K

Kaptırmak : 1. -e, -i Bir şeyin ele geçirilmesine, kapılmasına yol açmak

 * Örnek: Dikkatsizliği yüzünden cüzdanını yankesicilere kaptırmak zorunda kaldı.

Kaptırmak : 2. -e, -i Vücudun herhangi bir organı, bir kaza sonucunda makine tarafından ezilmek veya koparılmak

 * Örnek: Fabrikadaki iş kazasında elini makineye kaptırmak tehlikesi atlattı.

Kaptırmak : 3. -e, -i, mecaz Yanlış bir davranış sonucu birine uygun imkânı sağlamak, fırsat vermek

 * Örnek: Tartışmada kendini savunmak isterken, yanlış bir sözle kozu rakibine kaptırmak talihsizliği yaşadı.

Kaptırmak : 4. -e, -i, mecaz Elinden kaçırmak

 * Örnek: Büyük bir aceleyle koşarken, önemli evrakları rüzgâra kaptırmak üzereydi.

Kervan : 1. İsim Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı

 * Örnek: Çölü aşan uzun bir kervan, ufukta toz bulutuyla görünmeye başladı.

Kervan : 2. İsim, mecaz Toplu olarak birbiri ardınca gelen şeyler

 * Örnek: Yağmurdan sonra gökyüzünde, yavaş yavaş ilerleyen bulut kervanları vardı.

Kervansaray : Ana yollarda kervanların konaklaması için yapılan büyük han

 * Örnek: İpekyolu üzerinde bulunan tarihi kervansaray, yüzlerce yıl ticaretin merkezi olmuştu.

Kırbaç : isim

 * Örnek: At terbiyecisi, hayvanı yönlendirmek için elindeki kırbaçı kullandı.

Kırışık : 1. Sıfat Kırışmış olan

 * Örnek: Uzun süren uykusuzluktan sonra yüzü oldukça kırışık görünüyordu.

Kırışık : 2. isim Kırışmış yer; büzüşük, kırışıklık

 * Örnek: Elbisesindeki kırışıkları gidermek için hemen ütüye ihtiyacı vardı.

Kırışık : 3. isim Deride esnekliğin kaybolmasından oluşan kıvrım

 * Örnek: Yaşlı kadının ellerindeki derin kırışıklar, zorlu bir hayatın izleriydi.

Kişnemek : At bağırır gibi yüksek ses çıkarmak

 * Örnek: Uzakta duyulan kişnemek sesi, çiftliğe yeni bir atın geldiğini haber veriyordu.

Kudret : 1. Bir işi yapabilme, bir direnmeyi yenme gücü; çıdam

 * Örnek: Her zorluğun üstesinden gelecek kudrete sahip olduğunu biliyordu.

Kudret : 2. İstediğini yaptırabilme gücü

 * Örnek: Ülke, askeri ve ekonomik kudretiyle bölgede söz sahibiydi.

Kudret : 3. Maddi bakımdan zenginlik

 * Örnek: O aile, sahip olduğu büyük kudret sayesinde hayır işlerine destek oluyordu.

Kudret : 4. Allah yapısı

 * Örnek: Doğanın muhteşem dengesi, ilahi bir kudretin eseriydi.

Kudret : 5. Allah’ın bütün varlığı kapsayan gücü

 * Örnek: Kâinattaki düzen, Allah’ın sınırsız kudretini gösterir.

Kudret : 6. Allah’ın her şeye kadir olması, dilediği her şeyi yapması şeklinde tecelli eden sıfatı

 * Örnek: Müminler, Allah'ın her şeye kudretinin yeteceğine yürekten inanırlar.

M

Menzil : 1. Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan veya konaklanan yer; çalım

 * Örnek: Uzun yoldan gelen atlılar, geceyi geçirmek için ilk menzile ulaştılar.

Menzil : 2. İki konak arasındaki uzaklık

 * Örnek: İki köy arasındaki menzil, hızlı bir atla yaklaşık iki saat sürüyordu.

Menzil : 3. Atla yapılan yolculukta bir günlük yol

 * Örnek: Planlarına göre bu menzili tamamlayıp akşama büyük şehre varmayı hedefliyorlardı.

Menzil : 4. Bir merminin ulaşabildiği uzaklık; erim

 * Örnek: Yeni tüfeğin menzili, eskisinden çok daha uzundu.

Menzil : 5. Ordunun cephe gerisi işlerinin bütünü

 * Örnek: Savaş sırasında menzil hizmetleri, askerlerin ihtiyaçlarını karşılamak için hayati önem taşırdı.

Menzil : 6. At değiştirmek veya konaklamak için kervanların ve posta tatarlarının indikleri bina veya han

 * Örnek: Posta tatarları, yoruldukları zaman bu menzilde atlarını dinlendirirlerdi.

Menzil : 7. Ok atma yarışlarında erişilen mesafe

 * Örnek: Okçu, attığı okun menzilini sürekli geliştirmeye çalışıyordu.

Menzil : 8. Osmanlı Devleti’nde resmî haberleşmeyi sağlayan posta teşkilatı

 * Örnek: Padişahın fermanları, Menzil teşkilatı aracılığıyla ülkenin dört bir yanına ulaştırılırdı.

Meşin : isim

Haberin devamını okumak için buraya tıklayınız.

Mersin Mezitli Pakize Kokulu Anadolu Lisesi

Yorumlar (0)
Resimsiz
Yorumunuz en az 10 karakter olmalıdır.(0)